Odasının loş köşesinde, genç kız ayaklarını usulca uzatmıştı, incecik parmakları hafifçe titriyor, o anın verdiği heyecanla nefesi hızlanıyordu. Yalnızca ayaklarına değil, o minik, masum görünen ama içinde sakladığı sapkın arzulara da hakim olamıyordu. Onun o narin ayak bilekleri arasında kaygan dudaklar gezmeye başladı; önce nazikçe öpüp yalamalar derken, hızını artırarak gittikçe daha kirli ve sertleşen dile teslim oldu. Her emişte genç kızın vücudu hafifçe geriliyor, dizlerinin üzerine çökmüş adamın ağzında parmak araları çıtırdayıp ıslanırken içinde kopan fırtına büyüyordu.
Sakso ustalığıyla dilini onun topuğundan başlayarak toynak gibi sertleşmiş ayak tabanlarına kadar gezdirip oral zevki doruklara taşıyan adam, genç kızın sabırsızlığını iyice körüklüyordu. O minicik ayakların arasına sıkıştırdığı dilini öyle bir köklüyordu ki, kızın tatlı iniltileri odanın duvarlarına vuruyor; yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Birden adam elini kaldırıp kadının dar donunun içine dalınca işler bambaşka bir hal aldı. Parmaklarını amcığın içine sokarken arada bir başparmağıyla yumuşacık karnını kaşıması onda tuhaf bir elektrik oluşturdu.
Yavaş yavaş kayışları çözülüp donunu indirdikten sonra adam yarığını okşadı; ardından alçaktan gelen güzel sesiyle “Daha çok ister misin?” diye sorduğunda genç kız hem evet hem de istek dolu inlemelerle onay verdi. Sokup çıkardığı temposu önce yavaş ve ölçülüydü ancak her yeni hareketle beraber kıza daha fazla aşağılanan bağımlı bir hayvana dönüştürdü kendini. Sert dayamayla birlikte içi doluyor, amcığını her hareketinde dibine kadar hissediyordu. Gıcırdayan yatakta çılgınca koşturulan bu sikişte nefesler hızlanıyor, terler karışıyor, tutku sınır tanımıyordu.
Sonunda kudurmuşçasına gövdelerini birbirine vurarak doruğa ulaştılar; adam amını en derin noktaya bırakırken genç kızdan uzun uzun gürültülü inlemeler yükseldi ve tüm bedeninden boşalmalar aktı. Ayaklarının dibindeki ıslaklıkla birlikte o an orada bitmeyen bir şehvetin izleri kalmıştı. Tutkunun kirli dansında kaybolmuş iki bedenin çılgınlığı hâlâ havadaydı; ne durmak ne de pişman olmak vardı artık…

